GENEL BAŞKAN MUSTAFA GÜÇLÜ: “PERSONEL REJİMİ DERTLERE DEVA OLACAK ŞEKİLDE GÜNCELLENMELİDİR” DEDİ.
Genel Başkan Mustafa Güçlü, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısının personel rejimi ile ilgili açıklamasını değerlendirdi ve çalışma hayatına dair açıklamalarda bulundu.
Sayın Genel Başkan GÜÇLÜ, konu ile ilgili açıklamasında;
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz Bir konfederasyonun genel kurulunda özetle “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız öncülüğünde sendikalarla istişare kültürü, sosyal diyalog ve birlikte yönetim anlayışı ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu noktada şunun altını çizmek isterim personel rejimimiz oldukça eski tarihlere gidiyor, bu süreç içinde birçok değişime birçok farklılığa uğradı, bunun için bir güncelleme ihtiyacı olduğunu ifade etmemiz gerekir. Bunu istişare ile hep birlikte yapacağımız bu güncelleme ile zaman içinde yapılan değişikliklerle oluşan dengesizlik daha bütüncül bir bakış açısından sistemin genelinde tutarlılığı, sadeliği sağlayacak, çeşitli alanlar arasında daha dengeli bir yapı oluşturacak ve dolayısıyla vatandaşımıza, milletimize daha etkin kamu hizmet sunumunu sağlayacaktır. Bu kapsamda bu konuda istişareye hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız öncülüğünde sendikalarla istişare kültürü, sosyal diyalog ve birlikte yönetim anlayışı ile çalışmalarımızı devam etmekteyiz” diyerek “Personel Rejimi” ile ilgili açıklama yaptı.
Hepinizin malumu olduğu üzere “Personel Rejimi” deyince, devletin kamu hizmetlerini yürüten memur, işçi ve sözleşmelilerden oluşan personelin işe alınması, atanması, yükselmesi, maaş, disiplin ve özlük haklarını düzenleyen temel hukuk kuralları ve politikalar bütünü akla gelmektedir.
Yukarıda çizilen çerçeve dahilinde bizim sendikal anlayışımızda “Personel Rejimini” çalışma hayatı genel kapsamı içinde ele almak gerekmektedir. Bu noktadan hareketle “Personel Rejimini” çalışma hayatı deyince şu sorun alanları ön plana çıkmaktadır:
Türkiye’de çalışma hayatına yönelik olarak üzerinde yoğunlaşması gereken üç ana büyük sorun alanı vardır;
Birinci olarak Kamu Personeli Sistemi ve dolayısıyla meclisin yasama görevini devre dışı bırakan Kanun Hükmünde Kararnameler, konunun taraflarını asla memnun etmeyen Toplu Sözleşmeler, liyakat sistemini işlevsiz bırakan istihdam politikaları, emek sömürüsünün önünü açan taşeron personel alımları, kariyerlerine münasip özlük ve ekonomik haklardan mahrum istihdam edilen uzmanlar ve kamuda dört milyonun üstündeki çalışanı layıkıyla değerlendiremeyen performans değerlendirme yöntemi gelmektedir.
İkinci olarak Türk Vergi Sistemi gelmektedir. Zira ülkemizde mevcut haliyle 2026 Ocak ayı istatistik verilerine göre 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının 101.706,40 Türk Lirası olduğu, buna karşın gelir vergisi dilimlerininse bundan çok daha düşük gelirlerde %27-%35 gibi yüksek oranlara ulaştığı dikkate alındığında, bu durumun, temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta aciz duruma düşen kamu personelinin, çok yüksek vergi yüküyle yoksulluk sınırının altında kaldığı gözükmektedir.
Üçüncü olarak ise örgütlenmenin önündeki engeller gelmektedir. Demokratik toplumların en büyük özelliği vatandaşlarına çağdaş kanunlar ölçüsünde tanıdığı örgütlenme serbestliğidir. Bu kapsamda sendikal örgütlenmenin önündeki en büyük engellerden biri olan yönetici mobbingine dur denmelidir.
Bu sorunların çözümleri önerilerimiz ise şunlardır;
Kamu personeli için yeni yapılacak olan düzenlemelerin adeta bir oldu bitti ile hemencecik çıkarılan bir KHK ile değil yapılacak yeni düzenlemeden etkilenecek olan kesimler başta olmak üzere konunun uzmanlarından görüşlerin alındığı sonrasında mecliste milletin vekilleri tarafından görüşülüp bir karara bağlanarak hayata geçirilmesi;
Kamu personelinin ekonomik ve özlük haklarının ele alındığı toplu sözleşme masası etrafında konunun taraflarının şekil olarak toplanıp görüş alışverişinde bulunmasına rağmen karar aşamasına gelindiğinde emek kesiminin bir nebzede olsa elini güçlendiren grev hakkının Toplu Sözleşme Kanununa eklenmesi;
Kamuya personel istihdam ederken liyakatin önündeki en büyük engel olan mülakatın kaldırıldığı ancak çok hassas bazı alımlar için mülakat yapılması gerekli olursa da bu mülakatların ölçülerinin objektif olması ve sürecin şeffaf bir şekilde işletilmesi;
Alımları zorunlu ve istisnai durumlarla sınırlandırılması gereken taşeron personelin ekonomik ve özlük hakları bakımından iyileştirilmesi;
Başta uzman kadroları olmak üzere tüm kamu personelinin yaptığı işin niteliğine göre ekonomik ve özlük haklara sahip olmasını sağlayacak düzenlemelere gidilmesi;
Tüm kamu personelinin üretmiş olduğu hizmetleri değerlendirirken keyfiyete ve sübjektif değerlendirme kriterlerini son verecek ölçülebilir, objektif ve şeffaf bir personel değerlendirme sistemine geçilmesi;
Ülkemizdeki vergi yükünü herkese adaletli ve dengeli olacak şekilde dağıtmayı hedefleyen, bunun en güzel aracı olarak da dolaysız vergiye ağırlık vermeyi gören bir zihni yapı merkezinde Türk vergi sisteminde acil bir vergi reformuna gidilmesi ve bu kapsamda kamu personelinin vergi oranın yüzde on beşte sabit tutulması;
Sendikal örgütlenmenin önündeki en büyük engellerden biri haline dönüşen sendika üyeliğinden çekilme ve üye olma aşamasındaki amir denetimine son verilerek işçi sendikacılığında olduğu gibi memur sendikacılığında da e-devlet üzerinden istifa ve kayıt sistemine geçiş sağlanmalıdır.
Ayrıca konuya bir bütünlük içinde baktığımızda işçiler için ise şu huşuların altını çizmek istiyorum:
Türkiye’deki işçi sendikalarının mücadele verdiği sorunların birinci dereceden kaynağının iki binli yılların başından itibaren yerli değil küresel sermaye olarak değişmesi; ikinci dereceden ise üretim süreçlerinde işgücünün sektörel dağılımının ve istihdam biçimlerinin değişmesi oluşturmaktadır. Tüm bu gelişmeler işçilerin mülksüzleşerek sattığı emek üzerinden aldığı ücretle ancak maişetini karşılayabilmesi sonucu doğurmuştur. Bu olumsuzluk işçiler arasında sınıf bilicini geliştirse de küresel sermayenin sendikalaşmayı baskılaması ve sendikalaşma oranını geriletmesi işçilerin iş güvenliğinden ve güvencesinden yoksun az bir ücrete çalışmalarını sürekli hale getirmiştir. Esnek çalışma, işçi kiralama, kısmi zamanlı çalışma, çağrı üzerine çalışma gibi standart dışı esnek çalışma türleri, fason üretim, taşeronluk, evde çalışma, iş yerlerinin küçülmesi gibi uygulamalar ifade edilen gelişmelerin işçi aleyhine sorun olarak çalışma hayatına yansıyan görünür yüzü olmuştur. Sendikalar, ilkönce yukarıda ifade edilen sorunların çözümüne yönelik olan içeriğe sahip programlar hazırlayarak amaçlarını güncellemeli ve sonrasında bu amaçları uygulamaya koyabilecek bir sendikal yapıyı ve işeyişi örgütlerine hâkim kılmalıdır.
Yukarıda ifade edilenler kapsamında;
Sendikalar, içinde bulundukları zor şartların aşılmasının örgüt yapısının gözden geçirmesine bağlı olduğunun farkındalığıyla iç işleyişlerine katılımcılığı ve demokrasiyi hâkim kılmakla başlamalıdır.
Sendikalar, günümüzde yaşadığı hak kayıplarının ulusal ve küresel düzeyde meydana gelen gelişmeler kaynaklı olduğu bilinciyle toplumun menfaatlerini üyelerinin menfaatleriyle harmanlayarak ulusal düzeyde faaliyet yapmayı merkeze alıp ulus üstü düzeyde de örgütlenmeye yönelmelidir.
Sendikalar, sosyal adalet kavramının başta çalışma hayatı kapsamında endüstri ilişkileri olmak üzere hayatın tamamını kuşatacak şekilde uygulamaya koyulması için harekete geçmelidir.